Hayat bir köprü gibidir. ( S. Gencal )

5 Ocak 2012 Perşembe

Saklambaç


Bazen her şeye sıfırdan başlamak istersiniz. O kadar canınız sıkılır, o kadar bezersiniz ki dünya işlerinden, yeter dersiniz, her şeye yeniden başlayalım, sıfırlayalım her şeyi.

Türkiye sınırları içinde yaşayan herkes çok bunalmış. Millet ekmek parası derdine düşmüş, debelenip duruyoruz, çıkış yolu arıyoruz; ama ne çare, ellerimiz kollarımız kilitlenmiş, hiçbir şey yapamıyoruz… Başımızı taşlara vura vura dersler alıyoruz bazen, çoğu zaman da Karaman ilinde neden koyun tahsili yapmadık diye üzülüyoruz, hiç olmazsa Karamanın koyunlarının sonradan çıkacak oyunlarını anlayabilirdik.

İki kişi bir araya gelsek vatanı milleti kurtarmak ile meşgul oluruz; ama beri taraftan kendimiz uçurumun en dibine sürükleniriz göz göre göre. Kendimiz için düşünemeyiz, kurtaramayız kendimizi. Ordinaryüs profosörler kadar bilgiye sahibizdir ama asgari ücretten bir kuruş fazla kazanamayız, ekonomi profosörleri ekmeğimize yağ süremezler ama en ucuz kredi nerededir diye banka banka dolaşmanın verdiği yorgunluğu iyi bir şeyler yapıyoruz diye kendimizi aldatacak bir güzellik olarak görebiliriz.


Basın yayın ile meşgul olduğumuz saatler o kadar etkilidir ki aylar boyunca etkisinden, bize verdiği aşağılık komplekslerinden ve güvensizliklerden kurtulamayız. Herkes bir şeyler söyler, hepsine hak veririz ve eyleme geçme zamanımızın geldiğine karar veririz ama ne yazık ki alışmışızdır kanepemize uzanıp televizyondaki bu programları seyretmeye, uzandığımız yerden nasıl geçeceğiz eyleme, nasıl değiştireceğiz yattığımız yerden hayatlarımızı?

Bir defa geliyoruz Dünyaya diyenlerin sayısı da çok arttı son zamanlarda. Bunu söyleyenler sıkıntılardan ve zorluklardan o kadar bezmiş durumdalar ki, nefes almak için birazcık hava boşluğu arıyorlar adeta. Kimileri sağlıklı yaşam için, obeziteden kurtulmak, zayıflamak için sıkıntı çekiyor, diğerleri karnımızı nasıl doyuracağız endişesindeler. Ekmek parası bulamayanlarda, obez obez gezenlerde aynı sıkıntılar ile boğuşuyorlar inanın. Hepsinde bir ekonomi tutsaklığı var.

Dünya hayatı, Dünya sevdası o kadar yoğun ve ulaşılamaz aşk ile sinmiş ki yüreğimize, gözümüz, gönlümüz ve beynimiz yoğun burukluk altında ve ulaşılamayan uzak ve ırak noktalarda sanki…
Oysa böyle mi olmalıydı, kendi kendimize bile kırk yabancı gibi mi hissetmeliydik. Ne zaman vaz geçtik kendi benliğimizi sevmekten? Ne zaman unuttuk kişiliğimizi, düşünce sistemimizi ve hayatlarımızı? Yoksa bir şeylerin baskı ve etkisi altında mıyız ve bunun farkında mı değiliz? Kobay farelerini bu son yıllarda bizlerden iyi anlayan yoktur herhalde… Kedi olamadık ki bir fare tutalım… Fare yaptılar, kedilere özlem duymaya başladık….




Bazen bedeninize bile sıfırdan başlamak istersiniz, yeniden doğmak istersiniz, yeniden çocuk olmak, genç olmak, seneleri geriye, çook gerilere almak istersiniz. Şimdiki aklım olsaydı neler neler yapardım dersiniz. Sorumluluklarınızın altında ezildikçe, çocuklar gibi okul bahçelerinde, parklarda oynamak istersiniz.

Sağlık problemleriniz çıktığında ise bedeninizi değiştirmek istersiniz adeta, gençleşmek istersiniz, gençlik yıllarınıza geri dönmek istersiniz. Zamanı çabucak ileriye ve geriye almak, istediğiniz yerden tekrar başlamak istersiniz. İsyan değildir bu, ufacık bir kalpten geçiriştir…
Ama ne çare, istersiniz, istemenin dehlizlerinde dolaşırsınız elinizdeki küçücük serçe kalbinizle…

Beterinden korkarsınız, şikayet ettikçe işlerin daha da kötüye gittiğini anladıkça, beterinden korkarsınız, isyan etmeye, kötü ve yanlış düşünmeye korkarsınız, daha kötü durumların sebebi davranışlar yapmamaya ve hatta düşünmemeye çalışırsınız. Şükürsüz yaşayıp gidersiniz, hiç şükretmezsiniz, sözlüğünüzde yazılmamıştır sanki, başınız belaya da girse, çok da mutlu da olsanız şükür etmek aklınızın ucunun ucuna gelmez, çünkü bilmiyorsunuzdur. Mutsuzluğa kurulmuştur hayatınız. Mazoşist yaklaşımlar misali mutsuzluğa kilitlenmiş ezikler gibiyiz…

Duramazsınız, bir dakika durup nefes alamazsınız, kafanız ve bedeniniz hep bir şeyler ile meşguldür. Boş boş oturmaktan sıkılsanız da, ruhunuz da saatli bomba düzeneği oluştursa ne çare… Yok, öyle de yok, böyle de yok. Çok şeyler eksik kalmış, tanımlanamayan mutsuz insanlar sürüsüne katmışınızdır kendinizi, bilet parası yok bu sefer, beleş, mutsuzluk burada beleş…

Kendiniz mutsuz olsanız neyse, etrafınızdakileri de mutsuz edersiniz, en çok sevdiklerinizi, en yakınlarınızı mutsuz etmekte üstünüze yoktur. Bir kelimenizden, bir nidanızdan, ünleminizden, bir jest ve mimiğinizden mutsuz olabilecek kimler varsa en ufak bir gayrete gerek kalmadan, bilinçsiz ve düşüncesiz, saf ve temiz çocuklar misali onları da çekersiniz bu mutsuzluğunuza…
Mutsuzluğunuzu tek başınıza yaşayamazsınız, birileri ortak olmalı size, bilinçsizce yaptığınız bu mutsuzlaştırma eylemleri, kartopu gibi büyüyüp zamanı geldiğinde yine çıkacaktır üstünden atlanamaz, altından çıkılamaz zorluklar olarak karşınıza.

En zoru iletişim kuramamanız kendinizi net bir şekilde anlatamamanızdır. Siz de anlayamamışsınızdır kendinizi çünkü. Kim kendini anlamış ki? Bahane değildir bu ama, sizin için en büyük bataklıktaki tuzak sorundur adeta, önce kendinizi anlamalı sonra etrafınızdakilere anlatabilmelisiniz. Neyi mi? Onları ne kadar çok mutlu etmek istediğinizi…

Kıskançlıkla geçmiştir ömrünüz. Kendi sahip olduklarınızın farkına varamadan, diğerlerinin sahip olduklarını kıskanmakla geçmiştir ömrünüz. Nasıl derseniz deyin, kendinizi kıskanç katagorisine koymasanız da, başka anlatım ve tarifler arkasına sığınsanız da; insan olmanızdan dolayı sahip olduğunuz bu kıskançlık sizi öyle bir yerlere getirmiştir ki… Kanatsız uçacaksınız adeta… Hırs, kıskançlık, haset ve daha nice kötü hasletlerde doktoranızı yaptığınızın farkına bile varamazsınız… Sonra bir de bakarsınız ki aynaya, kim bu karşıdaki dersiniz? Kendinizi tanıyamazsınız. Aniden ellerinizi görürsünüz, ne yapıyor bu eller dersiniz? Neler yapacak? Sobelenmekten korkup saklanan çocuklar misali ancak kafanızı ve kendi gözünüzü saklayabilirsiniz karşınızdakilerden, onlar sizin koskoca gövdenizi çok net görebiliyorlardır aslında. Çünkü zamanında onlar da çok oynamışlardır bu Saklanbaç oyununu… İçin için gülüyorlardır, eğleniyorlardır sizinle, kim bilir belki aralarında sizin için üzülenler vardır, belki yol göstermek isteyenler de çıkacaktır…

Yaşadığınız için, nefes alıp verebildiğiniz için ne kadar şükür etseniz azdır. Ama içiniz o kadar hırs doludur ki bu aklınızın ucuna bile gelmez, bozuk para gibi kolayca ve düşüncesizce harcarsınız kendinizi. Hayatınız, yaşamınız, sağlığınız, mutluluğunuz elden gittiğinde bile anlayamazsınız bazı şeyleri. Artık çok geçtir, en arkada, en son gelenlerden birisinizdir… Bir şey elde edememenin, başarılı olamamanın verdiği mutsuzluk boğazınıza koskocaman bir elma gibi oturacaktır günün birinde. Kim bilir belki klavyenin üstüne damlayacak iki üç damla göz yaşını sileceksiniz çook dalgınlıkla yavaş yavaş, neler oluyor bana diye düşüne düşüne…

Sonlandıramadan, sıfırlayamadan bazı şeyleri, asla başlayamayacaksınız küçük adımlara, mutluluğa giden patikaları oluşturamayacaksınız beyninizde… Hani bazen ağrı kesiciler sayesinde çok hafif hissedersiniz ya vücudunuzu, beyninizi, keşke dersiniz hep böyle olsa… Uyuşmak değil ama, uyuşturulduğumuz yeter… Uyuşmadan, uyuşturulmadan, hafif, zinde ve dinç hissetmek, mutlu hissetmek, yere daha sağlam basmak, daha moralli olmak… Ne uzak geliyor kulağa değil mi, çoğu zaman dökülmeye ve sürünmeye alışık bedenlerimizin nadiren hissettiği güzellikler bunlar.

Bir çırpıda yazmaya alışık parmaklarım nedense bu yazıyı bir haftada, on günde tamamlayabildi. Bu da çok farklı oldu, okundukça okunası geliyor aslında, siz de öyle yapın, bugün bir çırpıda okuduğunuz bu yazıyı, zaman zaman tekrar okuyun, olmaz mı? Bilmem belki daha farklılıklar yakalarsınız her okuduğunuzda, belki okumanızın birinde sıfırlanmaya yaklaşabilirsiniz…

İşin özü mutlu olmaksa eğer, mutluluğu yakalamaksa eğer neden bu mutsuzluk?
Mutluluk ile saklambaç oynamaktan bıktık usandık. Kaleye mum dikeli çok oldu….
Ahmet Gencal, İstanbul, 05. 01. 20012 

1 yorum:

  1. Ohhh Harika... paylaşımın için teşekkürler.

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails